26 Nisan 2008 Cumartesi

.eksiartı.0-1.

.odamı yine topladım. kısmi olarak. evet kaybettiğim filmin cd sini buldum. o arada bana çok lazım bir müzik cd sini bulamadım. var ya da yok. ikisi birarada olamıyor. lanet olsun ki iki tane iyi şey aynı anda başıma gelmemek üzere anlaşmalı. kaybettim, ardığımı buldum. ama neden eşzamanlı olmamakta bu kadar ısrarlı. o kayıp müziği ararken biraraya gelmesi gereken bir kart ve mektubun kart kısmını buldum, mektup uzun zamandır yoktu ortalıkta zaten. şimdi o kart görünür bir yerde-henüz-mektubunu bekliyor. ama inatla o mektup kaçacak biliyorum. film festivalinin bitmiş biletleri teker teker bağımsız olarak çıkıyorlar ortaya ama ben onları inatla aynı yere koyuyorum. galiba ben de fazla dayatıyorum onlara. birarada olmak istemiyorlar ama öbür türlü de ben bulamıyorum onları. dağınıklığımın düzeni var, bu konuda yoruma açık bir durum yok ama isteyen yapsın. senin onun benim eşyalarımın yerini tarif edince bulması değil mesele. benim odamda benden başka kimse yaşamaya tahammül edemez, fazla kişiselleştirilmiş bir oda.
.gel gelelim bu müziksizlik durumuna. epey fena bir durum. bekliyorum, sabrediyorum.

.blocked.

bu saçmalığı okumak zorunda değilsiniz. baştan uyardım.

.kesik.hayır elektrikler değil. cümleleler. anlamsız. anlamını yutan. kelimeler. sinir bozucu. bağlantısız. koku yok. iz yok. göğsünü söken öksürük. kişiliğini seven ses. sevgi. aksi. gulyabani. aylak ritim. döngüsel ve yorgun. benden dışarı. boğulurken. boğulmaya devam. umutsuzken. umut bulan. terslikler. koca gülüşler. yoksunluk. sessizlik. tahmmülsüzlük. zor değil. var değil. biri. diğeri. diğerleri. birileri. herkes. sen ve ben değil. senler ve benler. ihtimaller. bencil. umursamaz. hissiz. içevurumsal. içe doğru. mum ışığı. hareket. durgun deniz. sanki. aslında. neden. cevapsız. sonsuz. cevapsız. komutsal. işlevsel. beyin zortlaması. saçmalık. çöp. çöküş. düşüş. aman tanrım"the fall". etkisi ömür boyu. iç sesler. öksürük. içinden sızan canavar. buz kırılması. ateşin başında müzik. izlanda. göç. çoban misali. yerleşememek. gitmek. kalmak. arada kalmak.
.ama hala yok.

24 Nisan 2008 Perşembe

.bahar mı?

.bahar geldi sandık ama aldattı bizi. ya da şaka yapıyor aklınca. sadece hasta olduğum için mi bu hisler var sandınız. hayır, tamamen bahar hissiyatından uzaklaştım. sıcaklık fiziksel bir algı, oysa ben içsel olarak baharı hissedemez oldum.
.sesler vardı her istediğimi hissedebilirdim onlarla. yeni sesler doğurdu kimileri. sevdim sonsuzca. ama bahar hissiyatı uyanmadı, yaz geldi. sonra da yüzsüzce gülümsedi kaçıp giderken. sanki uzakta kalan mevsimleri özlemişti duygusal bahar, bir güz bir kış özlenirdi elbet. ama insanları bu kadar mı sevmezdi? onları geçtim, doğayı da mı?















fark ettim ki, kış da özlenebilirmiş, karlar özlenir. bu senenin kartopu oynayıp çocukluğunu unutmayan koca oğlanları ve kızları. ben sizden değilim. yaşlanıyorum ama esasen bitiyorum, kendimi tüketiyorum. yahu insan kar topu oynamaya inmez mi bahçeye, kardan adam olası gelmez mi hiç?

hiçbir mevsimin günahını almayalım. ben hissizleşmişim.

şimdi bu fotoğraf da nedir demeyin. bu bir freedom never alone işidir. kendileri takdiri hak eden mütevazı çocuklardır. seslerine kulak verilesi. f.n.a

iyi güzel de nerden geldi bu aklıma diye de sormayın.
madem bahar kaçtı, ikiyüzlü yaz mevsimiyle kaldık, o zaman kış hissedelim. sanırım ben de hava sıkı soğuk ve kar yağışlı. yarın don olma ihtimali var ama benim hissiyatlarım okulları tatil etmez. beklemeyin. hava gayat güneşli. hava durumu için benden referans almayın.

.tersine.

.öksürmekten beynim dönmüştü zaten. yola çıktığımda her şey iyi gözüküyordu. bunaltıcı sıcaklardan sonra ürpertici bir pus ve soğuk esinti vardı havada. vapurda tercihim içerisi olacak kadar soğuk. bu soğuk o kadar ürküttü ki beni pis hissetmeme aldırmadan banyo bile yapmadan çıktım evden. uykusuz değildim hastalıktan uyuyamamış olmama rağmen. bir şeyler unutmuş da olmamalıydım. o kadar emindim kendimden.
önce, kadıköy'e varmadan müzik çaların şarjı bitti. mümkün olamazdı, gece boyu şarj etmiştim. bana oyun oymuyor, tavır koyuyordu. peki, vapura sessiz tahammül edebilirdim. sakin başlamıştım güne.
.taşkışlaya ilerlerken aklımdan kopuk kopuk geçen düşünceler mekanlarla bütünleşti ve devlet tiyatrosu, günün tarihi, tiyatro bileti. işte unutmuştum yine. yine 1 tiyatroya aldığım 3.bilet yanmak üzereydi. benim için en azından. ilk ve ikinci bileti talihiszliklerle arkadaşlarıma vererek yakmamayı başarmıştım. ama bir tiyatro oyununa üst üste 3 kere gidememe başarısı lanetli bir olaydı. ama bu sefer şanslıyım. annem geliyor taksime. biletler ulaşacak bana. tabi akşama kadar başka terslikler beklemekteyim.

23 Nisan 2008 Çarşamba

.olasılıksız hayat.

.anlar vardır. geçmişte kalıp içimizde yer eden. karakterler aynı kalsın, olayların kurgusunda ufak değişiklikler olsun. keşkemsi söylemler içinde kalmıştır insanların. a kişisinin cevabı b kişisinin istediği gibi olsaydı olaylar tamamen farklı olacaktı. bunun üzerinden sonsuz ihtimaller dizisinde kurgular hayal edilebilir. olasılıklar üzerine kurulu hayatta verilen kararlar sonsuz ihtimalleri teke indirirken diğer mümkün anları engeller. bunu sadece hayal edebilir insan. geri dönebilmek mümkün olmadı-en azından benim için-ama rüyalarda başarılabilecek bir durum.
anlara bağlı yaşayan biri bunları kurgular bir yandan da suçluluk duyar. "an"a saygısızlıktır. ama sadece bir hayal ve sıkıntı belirtisi bir harekettir bu. bağışlanabilir bir durum, hatta bağışlanmasını gerektirecek bir durum bile yaratmamakta. sadece kişinin kendisini rahat hissetmesi için dile gelmiş bir tesellidir.
.hayatın sonsuz olasılıklar dünyasında bu yazının yazılma olasılığı sonsuzda 1 ise, ben o ihtimallerden 1 tanesini kullandım. sonsuz-1 tane daha ihtimalim var. sonsuz.

.gelip geçmeyen haller.

.öyle inanılası güçtür ki bazı anlar. hayır bu kadarı mümkün olamaz dersin. sonsuz günlerime eklenen 19 nisan gününe ithafen .
"severler hep güzeli"
.geriye gidip gelen beynimde yankılanan sesler. daha da gerilere. 1648'lere...
"haydi bir ses duyun"
sanki benden içeri ama çok uzak. benden kopmayan ama beni parçalayan. neden ister insan kendi mahvoluşunu izleyişini. sadece bir ses bile yeterdi, biliyordum. aradığım huzursa onu bulduğum yerde kalmalıydım. kalmamayı tercih edip sonra tekrar ona kavuşma isteğiyle koştum. gün elbet doğacaktı ben uyandıkça. "uyan" derken birileri uyuyamadım. kalktım. bahar havası zaten ayrı cezbedici bir davetkarlıkta idi. "bahar"a kaptırdım kendimi. orada bitmeli ve yeni bir şeyler başlamalıyıdı. beni paranoyak yapan ve saplantılarıma bunu eklememi sağlayan durumdan sonra kurtulamadığımı fark ettim. ortasını bulamayan çelişkilerimle ben bir bütündüm ve bahara kavuşmak huzurunu bile zulme çevirebilecek kadar siyah görebiliyordum her şeyi.
"gitmezdim sen gelmesen bahar"
.gidemeyen ben, bu sözü sadece söylemeye cesaret edebilirim. laflarım yazılarım kadar silik. hatta daha da silik. güneşe uyandım, saymadığım kadar çok. sesler susmalı, kafam karışıyor. beynim durmalı sonsuz müzikler çalmadan. hep vardır biri. ya o ya da o. "o"nlarla olgunlaştım, kıvrandım, gülümsedim, çocuk kaldım, kararsız kaldım, emin oldum, çelişkilerimi kabullendim, kendimi kabullendim, hayatı kabullendim. uyanamayacağım gün bir tane. seslerim kesildiğinde, beynim içten içe bana "o"nları fısıldamamayınca uyanamayacağım. huzur veren ve cesaret veren onlar. beni terk ettiklerinde korkunç bir sessizlik olacak, dayanılmaz. dayanamam.
bu yazının yazılması, olgunlaşması bile günler aldı.

.sıkıntı nemlendi.

.gerçekten de daha önce hiç böyle hasta olduğumu hatırlamıyorum. boğazım benim değil. sükülüp atılası. burnum benden bağımsız. midem yok. kemiklerim ağrı makinası. gözlerim yumuk. kendime gelmeye çabaları var biraz. ama bu sefer elimde değil. psikolojik olarak sürekli olan bunalımım dışında ayrı bir çöküntü var vüzudumda. kendimle uğraşacağım. üstüme gelmeyin, sizin için tehlike teşkil edebilecek davranışlarda bulunabilirim. sinir katsayımı arttıracak davranışlara tahammülsüzlüğüm son raddesinde. mümkünse yaklaşmayın.
hep isyankar yazmaya başladım sanırsam. çok da umrumda değil belli olduğu üzere.
.bana biraz dinginlik gerek. eskiler, anları karıştırmak gerek. sonra buldum bir şeyler. yıl 2006. esra ve oya yanımda. parkorman da beklediğimiz isim belli. sonra öyle vuruldum ki onlara. 2 tane parçaları vardı elimizde. onlarla geçti 2006. proje sınıfımız inlerdi onlarla. aylar geçti canlı performanslarından mahrum. 10 ay kadar. yine aynı proje sınıfı. 2007 de aynı seslerle geçti. artık albümleri vardı. o kadar ihtiyacım vardı ki seslerine. defalarca sahnenin en önünde oturan bendim. bugünse o albümsüz günlerimizde sığındığımız, ilk kayıtlardan bir parça buldum.
buyrun. tıkla bakalım!
kendime getiren gevende olacakmış yine.