5 Ağustos 2009 Çarşamba

.zamansız anlamsızlık saçması.

.ağzımdan dökülüverirken kelimeler çoktan yitirmişti anlamını ki o kadar görünmezlerdi. sadece boşluğun boşluğuna koyamadığım taşlardı. anlar doluyor, boşalıyor, zaman kayıp gidiyordu. kalıplar içinde insanlar diziliyordu önüme. huzurumu anlık kaçıran gereksiz detaylardı hepsi, görmezden gelebilecek ve boşverecek kadar rahattı içim. ama kelimeler geliyordu yeniden üstüme, kalıplı insanların tek düze seslerinden, ezbertilmiş sözlerinden demetler saçılıyordu önüme. oysa bir berduştu hayatın ucundaki, inandıklarını söyleyip susmuştu çoktan, bir dostun gülüşüne bakar bir daha gülerdi. basitleştiremezken zorlaştırmayı bu kadar iyi bilmenin üstünlüğü değil ezilmişliğini taşımak mıydı gurur veren?

25 Temmuz 2009 Cumartesi

.göndermeler.1.

.nefreti nasıl sokar insan içine, hem de o kadar uzakken. anlamak zor, elim tutuldu, yazamıyorum.

21 Temmuz 2009 Salı

.ravi shankar etkisinde sakinim şimdi.

.bugünün büyük bir kısmı çok sevdiğimiz arkadaşımız kedi hatun emel'i beklemekle geçtiyse de insanlar benim "şizofren" olmadığıma inandılar-sonunda. haftalardır çaycılarda süren uzun süreli oturma rekorunu henüz kıramamış olsam da,merak etmeyin yakında onun da müjdesini vereceğim(danışman geçidinde mustafa abide 5 saatlik rekorum var,10 saat oturanı da varmış ama mesele kendini aşması insanın). yine dolup boşalan bir masada insan yüzleri değişirken, çaylar gelip boşlar giderken bir 4buçuk saat geçti, bunu kimse inkar edemez. eve dönüş yolunda kalabalık grubun parçaları olarak "yayalaşa(ma)yan" istiklal de kah birbirimizi kaybedip bekledik, kah birbirimizi unutup yürüdük. ve otobüs, ev yolu. işte ızdıraplı yolculuk başlıyordu, ama bunun farkına henüz varamamıştım. yanımdaki turist hatun, genç "delikanlı" türk erkeklerini etkilemiş olmalı ki hemen kendilerini ona yakın göstermek için aralarında ingilizce konuşmaya, birtakım yapılara "you know, this is istanbul technical university..." gibi cümleler kurmaya başladılar, turist hatun beşiktaşta inip de beni bu "sevimli ve içten" gençlerle başbaşa bıraktığında başıma geleceklere hazırdım, geri kalan yolda aynı muhabbeti sürdürmece ve turist davranışları sergilemece. akılsız başım, elbisemin devasa ceplerine kitabımı sığdırabildiğini gördüğüm halde diskmani evde bırakmak hatasına düştüğünden, bu cefayı çekecektim. neyse ki benden önce indi o aksanlarını unutamayacağım muhteşem insanlar.
.lütfen yapmayın, turist yanında turist olmaya çabalamayın, yemiyorlar bu numarayı, ayrıca 10 dakika sonra otobüsten inince de kalıveriyorsunuz turist halinizle.

29 Haziran 2009 Pazartesi

.a change of seasons.

.nereden düzeldiyse hayat, bir diğer yandan dengeler, kayıp gider elinden. şimdi değil yarındır zamanı. sonra yeniden oldu dersin, yanılırsın bir kez daha. düşmeye alışan bedenindir, ruhun teslim olur. yarın değil dündü dersin, kaçmıştır tren. yolları bir daha kurgularsın, hiç de hayallerindeki gibi gelişmeyecektir oysa. bir kez daha güvenirsin, koşarsın çokçana, beklersin bir o kadar da, ne geleni vardır ne de gideni bu kasabanın. hadi umut dersin, umutlarla büyür sulanmayan çiçeklerin.
.bir kadeh şarap elinde, göğsünde bir sızı, gözlerinde uykulu mahzun bakışlar. şimdi değildi vakti, geçmişin atılmayan adımlarındaydı. yüzü güler yine de, o şarabı içemez bekletir, zamanı geri getiremez ama bekletir onu da. saçmalıklarla dolu sayar yaşamını, oysa sadece herkes kadar ufak boşluklar yaratır nefes almak için. kaçıp gidemediği her güne yanar, kaldığı her andan keyif alır. söylendiği kadar mutludur aslında. dünden kalan külleri savurdukça üstüne yapışır, silkinir, olmaz. koca deniz bekler onu yıkamak için, temizlendiğini hisseder ama asla eskisi gibi saf olamayacaktır. kurtulamadığı bir yığıntı vardır, oysa ona ait değildir. terk etmeyen bir şeyler vardır üstünde, oysa yüreği rahattır o konuda, ama anlamazlar, gitmezler, bilemezler. kabullenmek en zorudur onlar için. öyle kabul edilmelidir, ama edilemez, gerçekdışıdır kimine göre.
.göğsündeki sızıyı dindirmek için gidiyor bak, onların yüzünden değil, denemek için, çözüm umudunu test etmek için. umudu yaşattıkça içinde, var oldukça sevdikleri, sevenleri nefes almak daha kolay.

25 Haziran 2009 Perşembe

.çöplüğünde öten tavuğun fantastik masalı.

.bütün saçmalığım üstümde yine. cümleler ifadeler yitiyor. pek de möhim değil aslına bakarsan. bir terslik var ama o kesin, bir gudubetlik var, bahtsızlık bulutları yakınlarda geziniyor, arada yağdırıyor. ama bir o kadar da kaygısızlıkla birlikte bir keyifli ifade var yüzümde-göstermiyorum da biliyorum var- ferahlık var keza içimde. ama bir o kadar yerinde duramamazlık, sokak çocuğu olma durumu mevcut. ayrıca hala progressive dinliyorum, valla bunalımda değilim. inanmayanları dışarı alalım.
.o zaman mevzusuluktan bunalanlara bundan sonra ki satırlarda umutlanmamalarını yeniden hatırlatarak serbest saçma yazımına devam edelim. bence bu sıcakta yemek yenmez, peki neden yiyoruz, valla bilemedim. kendimi tanımlayacak bir şarkı seçmeye çok yaklaştım ama bu sefer de kadıköy de dolanırken her zamanki gibi bir başıma ne yapacağıma karar veremeden yine sokaklarında kaybolmaya çalıştım. bu kadar da boş-beleş bir insanım dostlar. beni böyle bilmediğini düşünenleri yeniden dışarı davet edebilirim. ben feci insan ayırt ederim, açığımdır, acımam. sevmediğimi sevmem, uzak dururum. rahatsız ederse beni bir kişilik kimseye rahatsızlı vermeden kaçıveririm. faşist deyin isterseniz, tanımsız olmak tercihim ki öyleyim.
.aman yahu, in between dinleyecektim bugün, oldu mu şimdi peyote?

11 Haziran 2009 Perşembe

.illusion.

.bir an gelir ve donar vücut, tepki veremez, kalbin sızlamaz olmuştur artık. nedenini bilmez belki pek de sorgulamazsın. şimdi değil, sonra hiç değil, bir aralıkta, zamanın sıkıştığı kuytudadır. o anı bulduğun vakittir belki de donukluğu üstünden atabildiğin.

8 Haziran 2009 Pazartesi

.islandic dreamer,once again.


.ada rüyaları. ne garipti. ay kocamandı üstümüzde ve deniz dalgaları kulağımızda. etrafta olağan bir sessizlik ve taşlar üstünde bedenler. ada rüyaydı, bozdu, gerçek dışıydı. ama uzaktaydım bu kez. şehir yakındı, ama adaydı sularım, karalarım. geç oldu saat, gözlerim zorla kapandı, sonra bir gerçek-rüya sardı beni. uyanıyorduk, güneş doğuyordu, ay batmıştı, çok değil, az önce sağ yanımdaydı, sonra sırtımı ısıtan güneşte oturuyordum. gerçek- rüya bittiğinde ay batmaktaydı. birdenbire kalktı yerden 3 beden, selamladı sanki ayı. kızıla yakın turunç renkli ay. bir kez daha aşık olabilirdim, uyku sersemi, rüya çocuğuydum. uyandığımda 2. sabah olmuştu bana. güneş doğmuştu yeniden, yine arkamızda. deniz yine ayak ucumuzda, serçeler etrafımızda.
güzeldi gece, uzun zamandır olmadığı kadar, ve çıplaktı sonunda, vücudumuz toprakta taşta.