seha can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seha can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2008 Cumartesi

.ofis hali.

.aynı ofiste pek de birbirleriyle pek iletişmeyen ama o yüksek binalarda çalışan dev ofis insanları gibi selamsız sabahsız da olmayan birtakım insanlar içinde çalışmakta iken, kulaklıklar ve küçük hoparlörlerden gelen sesler ve benim hala teki bozuk kulaklığım. bir an kendi dinlediğim sesi dışardan duydum. kulaklıktan taşan ses. tabii ki benim ki değil. acaba kulaklık çıktı da ses dışarı mı gidiyor diye baktım ama değil. inanılması güç olan, benle aynı anda birinin aynı müziği bu pek de iletişilmeyen mekanda dinlemesi olan ama gerçek olan da aynen bu idi. evet seha can, o müthiş 4 şarkısı durmadan dönüyordu.
.birbirini tanımayan insanlar arasında böyle bir ofiste böyle bir şeyleri yakalamak inanılmaz güç veriyor insana. hem de seha can'ın "ofis" üstüne olan sözlerinden sonra daha da ilginç bir tesadüf.

28 Mayıs 2008 Çarşamba

."bu dünyaya ne yapmaya geldin?"

."eve geldim akşamüstü, üstümdekilerden kurtuldum, uzandım karanlık salona, bu dünyaya ne yapmaya geldin can?
dünya böyle diye susucan mı can? sazını eline alıcan mı can? dünya böyle diye susucan mı can? sazını eline alıcan mı can?
köy köy dolaş yaz avucuna koy başucuna, köy köy dolaş yaz avucuna koy başucuna
adam mısın lan sen türk müsün yoksa insan mısın can? allahsız mısın, aşk mısın yoksa aşık mısın can?"
yaz avucuna
.esas soru: "ne yapmaya geldin bu dünyaya?". yanıtı ne bende ne de sende, bizde, onda. sadece insanın kendini böyle sorgulaması sonuçta fazla bir bireyselleşmeye gitmiyorsa ve değişime yönelebiliyorsa başarılı bir soru. ama yanıtı yok. yanıtı bulan olursa hayata katacağı bir şey kalamamış mıdır acaba? ben sorulara daha küçük sorular katacağım sanırım. hayatın kendi seçimimiz olmadığı açık. ama hayatta yapacağımız kendimizden öte evet bir şeylerle belirleniyor ve yönleniyor. bu sorunun cevabına doğru yaşamak sanırım en yaşabilir olanı.
.esas sorgulayan: hepimiz olabilirdik. bu dünyaya tüketmeye gelmediğimiz açık. ama şu anda yaptığımız pek de üretmek değil. üstelik üretmeden tüketmeye meraklıyız. bize dayatılanlardan şikayet etmek anlamsız. kendimizi içine bıraktığımız rahatlıktan kurtulamamanın verdiği saçma hali kabul eden biziz. karşısında duracak gücümüz olmadığını, hep meşgul ve yorgun bireyler olduğumuzu söylemek kolay iken ne diye daha fazla çaba sarf edelim. çalmak, kopya çekmek, yapılan işin üzerine konmak kolay. neden emek harcansın ki?

"kahve için su koydum, artık bu şehre doydum, kendime zor bir şey bir şey sordum, bu dünyaya ne yapmaya geldin can?..."

gerçekten neden nefes aldığını düşündün mü? ne yapmaya geldik ki?

25 Mayıs 2008 Pazar

."kiraz tazele".


."kiraz tazele,çayları tazele, kiraz hayalleri tazele,sizin ordan bir türkü söyle..."

diye giden şarkıyla pazar günlerine başlamak geleneği ve yanında sonsuza yakın çay içmek. bununla birlikte bir rahatlık peydah oldu ki uyumaktan kendimi alamıyorum. hem de uyumadan rüyalar görmeye başlayıp onları yönlendiriyorum. ama asla annemi inandıramıyorum uyumadığıma. rüya kurgularından kısa film senaryolarım var. ama yazamadığım için hala uyumadan yatmak istiyorum sürekli.

.kiraz tazelemeye gelince, bahara dair bir uyanış mı desem, pazar günlerinin kahvaltı sofrasına davet mi bilemiyorum, aydınlık hisler uyandırıyor içimde. sonrasında yapılacak tek iş bir çay daha deyip balkonda ya da esintili bir yerde keyifle oturmaktır.
.tembel hayvanımsı gibi olduğumu sanmayın. sadece huzur doluyum ve kendi istediğim işlere verdim kendimi. ağır akan zaman içinde boşluklara sığmadan genişçe yaşıyorum. düşünmek, üretmek ve uyuymak için vaktim varken ne diye yapmam gerekenlerle kafamı bozayım. üstelik bir de canımı sıkan saçmalıklar geldi aklıma onlara ne gerek var canım.
size pinhani armağan edeyim. son parça çok iyi olmuş. ama siz hepsini dinleyin.
bir de seha can tabi.